Yıllar sonra yeniden yazmaya başlamak

Küçük bir alışkanlığı edinmek de ondan vazgeçmek de hiç kolay bir süreç olmuyor. Yaklaşık on yıl önce yazmam da çok kolay başlamayıp, başlangıcı takip eden üç yılın sonunda da kolay bir şekilde bitmemişti. Özellikle yazı yazmak için çok ciddi bir motivasyon ve amaç olması gerektiğini düşünüyorum. Yazmanın, zorla olamayacağının ispatı niteliğinde güzel bir anılar bütünüm var. Şahane bir şevkle başlayan yazma sürecimin, nasıl kâbus gibi son bulduğunu paylaşmak istiyorum seninle.

Merhaba İnternet

Türkiye’de kişisel web sayfalarının patladığı 2009 veya 2010 yılıydı, ben de çoğu teknoloji ve internete meraklı genç gibi WordPress’in kolay kurulumu ile -o zamanlar şimdiki kadar kolay değildi- kendi web sayfamı oluşturmuştum. Web sayfası var ama yazacak bir şey yoktu başlangıçta. Hal böyle olunca ben de elimdeki kitap, film tarzı dosyaları eklemeye başladım siteye. Sitede yorumlar kapalı ve ziyaretçi sayısı konusunda en ufak bir fikrim bile yoktu. Çalıştığım zamanlar günde en az 5 tane içerik oluşturuyordum. Tatil günleri ise günlük 15 tane içerik ürettiğim bile oluyordu. Bazen de araya teknoloji haberleri, Excel’de öğrendiğim formüller ve kullandığım yazılımlar/servisler hakkında inceleme yazıları yazıyordum.

O zamanlar web sayfasının istatistiklerini küçük bir kod parçası ile görebileceğimi bilmediğim için, bunun eksikliği hiç hissetmiyordum. Çılgınca, kör bir şekilde içerik oluşturuyordum. Kişisel tatminden, çevreme göstererek kasılabileceğin bir web sayfasından başka bir şey değildi benim için.

Biri bizi gözetliyor

Çalıştığından emin bile olamadığım iletişim formundan, tanımadığım bir isimden gönderilen e-posta ile ilk sarsıntımı yaşamıştım. E-postayı yazan beyefendi Türk Silahlı Kuvvetlerinde pilot olduğunu, kendisinin aynı zamanda fotoğrafçılık ile ilgilendiğini ve uçuş esnasında çektiği bazı fotoğrafları benimle paylaşmak istediğini söylüyordu. Genel içerikli -şimdi geriye dönüp baktığımda adeta bir çöplükmüş gibi görünen- bir siteye sahip olduğum için kendisinin önerisini kabul ederek, teşekkürlerimi ilettim. E-posta ile bakışmam dakikalarca sürmüştü. Muhtemelen TSK pilotu için çok basit bir e-postaydı ama ben o gece heyecandan uyuyamadım. Birisi yazdıklarımı okuyor ve hatta katkıda bulunmak istiyordu. Yaşadığım duygu ve heyecana paha biçilemezdi.

Gelen e-posta sayesinde birileri tarafından okuduğumu resmi olarak öğrenmiş oldum. Okunduğunun farkına varmak, “acaba başkaları da okuyor mudur?” gibi beyni kemiren merak soruları ile birlikte geldi. Bu merak sonucu da StatCounter ile tanıştım. Siteye söylenildiği şekilde kurulumu gerçekleştirdim ve sayılara baktım, dört yazıyordu.

Kafamda “Nasıl dört? Acaba tarayıcıda açık olan her sekmeyi mi sayıyordu StatCounter? Haydi iki sekme bende açık, bir tane de TSK pilotu açmış olsa toplamda üç eder?” tarzı saçma sorular ile boğuşurken sekmelerden birisini kapattım ancak sayı aynıydı. Biraz daha bekledim ve sayaç ziyaretçi sayısını beş olarak gösterdiğinde aydınlandım. Dünyaca ünlü StatCounter hatalı veri sunmuyordu. Kurulumum da hatalı değildi. Tek bir açıklama vardı; anlamadığım şekilde bu özensiz ve amatör web sayfasını insanlar ziyaret ediyordu.

Tasarım mı? İçerik mi?

Yaklaşık bir hafta boyunca içerik oluşturamadım. Günde yüz, iki yüz kişi arası ziyaretçi geliyordu ve ben web sayfamdan utanıyordum. O kadar kalitesiz, o kadar özensizdi ki, “acaba, web sayfamı ziyaret eden insanlar benim hakkımda neler düşünüyor?” diye paranoyaklık seviyesinde düşüncelere dalıyordum. Başlangıçta bana heyecan veren ziyaretçilerimin olması durumu çok kısa bir sürede büyük bir endişeye dönüştü.

O kadar bilgisiz bir şekilde bu işe girişmiştim ki, utanılacak olarak gördüğüm içerikleri tek tek silmeye başladım. Ardından engin bilgilerime dayanarak tasarımın çok önemli olduğuna karar verdim. Tasarım üzerine en ufak bir bilgim olmadığı için de Meksikalı bir arkadaşa bu işi ücreti karşılığı verdim. Bilmediğim bir iş konusunda taşeron tutunca insan kazıklanabiliyor. Şimdi baktığımda 200 dolar tutacak işe 1500 dolar verdiğimi görüyorum.

Sen bu hatalara düşme, tamam mı? Ya da düş. Çok keyifli anılar çıkabiliyor bazen hatalardan.

Neyse, arkadaşın çalışması sonucu aşağıda yer alan marka tasarımı ortaya çıktı. Aslında bugün bile baktığımda bazı çirkinliklerine rağmen hoşuma gitmiyor değil.

FoxyTurkey Tasarımı

İçerik silmeye başladıkça ziyaretçi sayısında da doğal olarak azalmalar başlamıştı. Tam olarak dibi görmek ve sonrasında adeta bir Anka kuşu gibi küllerimden doğabilmek adına web sayfamdaki tüm içerikleri sildim ve sıfırdan başladım. Artık yazdıklarıma daha fazla dikkat ediyor, konuları titizlikle seçiyordum. Sayfamı ziyaret edecek kişilere şahane bir deneyim sunmam gerektiğini hissediyordum.

O dönem Microsoft Excel ile çok fazla çalıştığımdan dolayı Excel hakkında bildiğim ne varsa yazmaya ve eğitim videoları hazırlamaya başladım. Tekrardan başa dönmüş, gece gündüz içerik üretiyordum. Web servisleri ve yazılımları inceliyor, Excel, Ruby, HTML, CSS, WordPress gibi önüme ne gelirse öğrenip yazıyor, eğitim videoları hazırlıyordum. Birkaç ay sonra web sayfam eskisine göre çok daha iyi bir durumdaydı. Havalı bir tasarımım, utanç kaynağı olmayacak içeriklerim ve günlük iki yüz, üç yüz kişi arası tekil ziyaretçim vardı.

Öğretirken öğrenmek

Eğitim videolarının etkisinden olsa gerek ziyaretçilerden gelen e-postalar artmaya başlamıştı. Çok fazla soru ve yorum geldiği için de sitedeki yorumları aktif hale getirdim. Artık tam bir blog yazarıydım. Ziyaretçilerin ilgisini çeken türde eğitim ve yazılım/servis inceleme ağırlıklı içerikler üretiyordum. Daha fazla sürede daha az içerik oluşturuyordum ama gelen tepkilere değiyordu.

Her gün en az on beş, yirmi kişiden e-posta geliyordu. Bunlardan bir tanesi ise oldukça gurur okşayıcı türdendi benim için. Yeditepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinden bir profesör benimle iletişime geçerek, günlük hayatta en çok kullanılan Excel formül ve özelliklerini tanıtmam için dersine konuk olmamı rica etti. Ne yazık ki o dönem Kazakistan’da çalıştığım için kendisinin davetini kabul edemedim. -Kazakistan ayrı bir hikâye zaten-

Her gün onlarca insana bire bir yardımcı oluyor, yazdıklarımla sorularına cevap bulabilmelerini sağlıyordum. Bir web sayfasının böyle bir gücünün olması şaşırtıcı derecede güzeldi ve bana inanılmaz duygular yaşatıyordu.

Para mı? Aşk mı?

Her şey yoluna girdiğinden mi bilmiyorum, “ben de web sayfamdan para kazanabilir miyim acaba?” diye düşünmeye başladım. Ziyaretçi sayısı artıyor, bazı günler bin adet tekil ziyaretçi sayısına ulaştığım oluyordu. Çok ciddi bir zaman ve para yatırdığım hobimden para kazanabilmek çok hoş bir fikirdi.

Biraz araştırma yaptıktan sonra Google’ın reklam ödemelerinde Türkiye ile bir takım sorunlar yaşadığını farkettim. Çek gönderiyorlardı ve ödeme süreçleri iki ayı bulabiliyordu. Uğraşılacak iş değildi benim için. Bunun üzerine ben de web sayfasına kendim bir alan oluşturdum. 125x125 piksellik dört kutunun yer aldığı bir reklam/sponsorluk alanı. Reklam/Sponsorluk için bir de sayfa oluşturdum. Kapıda reklam vermeyi bekleyenlerden oluşan uzun bir sıra varmışçasına, potansiyel müşterilerimle bazı bilgileri önceden paylaşmam gerektiğini hissediyordum. “Kaç tane yazım var?”, “kaç tane yorum yapılmış?”, “aylık ortalama tekil ziyaretçi sayısı kaç?”, “aylık ortalama sayfa gösterimi kaç?” gibi sorulara cevap vermeyi amaçlıyordum. Sayfanın sonuna da bir adet iletişim formu ekledim. Herşey o takip ettiğim yabancı havalı web sayfalarındaki gibiydi.

Reklam/Sponsor alanını oluşturduktan bir hafta sonra, sürekli iletişimde olduğum blog yazarı arkadaşlardan biri, bana destek olmak amacıyla bir aylığına reklam alanlarından birisini kiralamak istedi ve aylık elli Türk lirasına anlaştık. Aradan bir kaç ay geçti ve ben sadece elli Türk lirası kazanmıştım. Karamsarlığın iyice arttığı bir dönemde bir beyefendiden e-posta aldım. Kendisi web sayfama reklam vermek istiyordu. Dört tane kutuyu bir aylığına kiralamak istediğini ve kutu başına iki yüz Türk lirası (200 TL) ödeyebileceğini söyledi. Rüya gibiydi. Web sayfamdan en sonunda kayda değer bir para kazanabilecektim. Üstelik, kendisinin reklam verdiği dönem iyi ziyaretçi çekebilirsem bu reklamların devamının gelmesi işten bile değildi.

Karşımdaki beyefendi bir an önce parayı transfer edebilmek için hesap bilgilerimi talep ediyor, şüpheli bir şekilde reklam içeriğinin ne olacağı sorularını geçiştirmeye çalışıyordu. Sanırım oldu bittiye getirmeye çalışıyordu kendince. Reklamın ne olduğunu öğrenmeden bu işe girişemeyeceğimi söyledikten sonra da ürün için “Krem” dedi. “Ne kremi?” sorusuna karşılık olarak ise öldürücü darbesini vurdu. “Penis büyütücü”.

Kendisinden biraz zaman talep ederek düşünmeye başladım. Ciddi bir karar almam gerekiyordu. Parayı seçerek ayıplanmayı göze almalı mıydım? 2010 yılında dolar kurunun 1,5 falan olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda beyefendinin yaptığı teklif oldukça cömertti. 250x250 piksellik bir alana beş yüz dolar civarı bir para teklif ediyordu aylık. “Yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal” atasözüne uygun bir durumdu. Ya bir şeyler öğrenmek için web sayfamı ziyaret eden kişilere penis büyütücü pazarlayacaktım ya da beş yüz doları başka birisine kaptıracaktım.

“Ya beni gerçekten tanıyan birisi bu reklamları görürse?”, “Ya ailemin haberi olursa?” tarzı düşünceler ile teklifi geri çevirdim. O -penis büyütücü- konuyla hiçbir alakası olmayan kişilere o tarz reklamlar göstermek ahlaki olarak bana uygun gelmemişti. Her ne kadar o teklifi geri çevirdiğime hiç pişman olmasam da sekiz yüz Türk lirası iyi teklifti.

Sonun başlangıcı: Bizim için yazar mısın?

Reklam/Sponsorluk alanı beklediğim gibi gitmediği için bir süre sonra web sayfamdan ilgili alanları kaldırdım. Bu arada yazmaya, içerik oluşturmaya devam ediyordum. Ziyaretçi sayılarımı takip etmeye başlamıştım ancak onların nereden geldiği ile pek ilgilenmiyor. Arama motoru sıralamalarına hiç takılmıyordum.

Gelen bir e-posta sonucu, Türk hosting firmalarını karşılaştırdığım içeriğin Google’da birinci sırada olduğunu fark ettim. Hem de “En İyi Türk Hosting Firması” anahtar kelimesinde. Şimdilerde web sayfaları bu tarz karşılaştırmaları çok ciddi paralar karşılığında taraflı olarak gerçekleştiriyor. Bugün kontrol ettiğimde, Google aramalarında ilk dört bağlantı reklam olarak çıkıyor.

Ben ise gayet masum bir şekilde kendi tecrübelerim doğrultusunda tarafsız bir karşılaştırma gerçekleştirmiştim. Firmaların sağladıkları servisleri karşılaştırmış, sonunda da bana göre en iyi olan hosting firmasını seçmiştim.

Not: Başımın ağrımaması için burada firma adını bilinçli olarak belirtmiyorum.

İçeriğimde bahsettiğim ve kazanan olarak belirlediğim hosting firması hali hazırda web sayfamı barındırdığım firmaydı. E-postayı gönderen kişi ise o firmanın sahibiydi. Kendisi benimle tanışmak ve görüşmek istediğini, anlaşabilirsek bana bir iş teklifinde bulunabileceğini dile getirdi.

İş teklifi mi? Hali hazırda tam zamanlı çalışıyordum. Mevcut şartlarımdan daha iyi bir iş teklif etmeleri ise çok mümkün görünmüyordu. Ancak şans eseri o dönem Türkiye’de izinde olduğum için, en azından kendileri ile tanışabilmek adına davetlerini kabul ettim.

Çok güzel bir şekilde bana tüm ofislerini gezdirdiler ve günün sonunda da bir iş teklifinde bulundular. Teklif ettikleri iş ise uzaktan, bir web sayfasını yönetmek ve içerik oluşturmak ile ilgiliydi. Uzaktan ve esnek çalışma saatleri söz konusu olunca iyice kafam karışmıştı. Tam zamanlı işimin yanında nasıl kendi web sayfama içerik üretiyorsam, bu web sayfası için de içerik üretebilirdim.

Teklif ise şuydu; firmanın PR9 -ki o zamanlar PageRank Google sıralamalarında en büyük etken.- bir alan adı vardı. Bu alan adının üzerine WordPress kurmamı ve web tasarımı, wordpress, alan adı, hosting ve benzeri konular hakkında içerikler üretmemi istiyorlardı. Bunun karşılığında da içerik başına elli Türk lirası ödeyeceklerdi. Ne içeriklerde kelime limiti söz konusuydu, ne de aylık maksimum yazılabilecek içerik sayısı. Her şey oldukça güzel görünüyordu.

Ancak işin kafamı kurcalayan küçük bir noktası vardı. Bu alan adı firma ile bağlantılı değildi ve bağlantılı olmasını da istemiyorlardı. Bir nevi viral reklam blogu oluşturulacaktı. Hazırlanan içeriklerde devamlı o hosting firmasından bahsedilecek, servisleri alttan alttan pazarlanacaktı.

Ne yalan söyleyeyim, içerik başına elli Türk lirası iyi paraydı. Viral reklam türünü de o zamanlar zararlı görmediğim için bu teklifi kabul ettim. Zaten hobi olarak günde bir tane içerik oluşturuyordum. Kabul ederek doğru karar vermiştim. Eve giderken yol boyunca ne tür içerikler oluşturabileceğimi düşündüm.

Birkaç gün sonra alan adı ve hosting bilgileri benimle paylaşıldığında, ben ilk içeriğimi çoktan hazır etmiştim. WordPress kurulumu, gerekli eklentiler falan derken hemen ikinci “Sıfırdan WordPress Kurulumu ve Gerekli Eklentiler” isimli içeriğimi de oluşturdum. Viral reklam yapacağımız için haliyle içeriklerde birkaç defa hosting firmasının adından bahsediyordum.

Üçüncü içerik, dördüncü içerik, beş, altı, yedi derken bir anda yaptığım işten keyif almadığımı fark ettim. İnanmadığım tek yönlü içerikler oluşturuyor, resmen para için içime sinmeyen işler yapıyordum. Google anahtar sözcük araştırması yapıyor, rakipleri geçmek için daha fazla SEO ve reklam odaklı içerikler oluşturuyordum.

Yaptıklarımı değerlendirebilmek için, biraz vakit kazanabilmek adına firmaya e-posta göndererek tam zamanlı işimden dolayı biraz yoğun olduğumu, bir süre içerik oluşturamayacağımı belirttim. Düşünmeye ve bir karar almaya ihtiyacım vardı. Hosting firmasına yalan söylediğim için bu süreçte kendi web sayfama da yazı yazamıyordum. Web sayfamın adresini biliyorlardı. Yalanımı yakalamalarını istemiyordum.

Yaklaşık bir ay ne onlar için ne de kendi web sayfam için içerik oluşturmadım. Sonrasında ise kendilerine bu işi yürütemeyeceğimi belirttiğim bir e-posta göndererek kısa süreli iş ilişkimizi sonlandırmış oldum. Boş yere stres yapmıştım. Artık tekrardan kendi web sayfama odaklanabilirdim. Kısa süreliğine yaşadığım zihin hapsinden kurtulmuştum en nihayetinde.

Üzücüdür ki, bu sürecin beni yazmaktan, içerik oluşturmaktan soğuttuğunu farketmem çok uzun sürmedi. Konu bulamıyor, bulduğum konulara da rekabetçi açıdan baktığım için bir türlü oluşturamıyordum. Ciddi anlamda duygusal bir çöküntüye ve boşluğa girmiştim. O çok sevdiğim, günlerimi, gecelerimi ve paramı yatırdığım web sayfamı 3 yılın sonunda kapattım. Hem de öyle böyle kapatmadım. Yazıları sildim, sosyal medya hesaplarını kapattım, eğitim videolarını sildim. Yeni içerik oluşturmuyorsam, web sayfasının durmasının bir anlamı yoktu benim için.

Bu anam için! bu babam için! bu oğlum için!

Yukarıda uzun uzun detaylı yazdığım olaylar bana her açıdan çok büyük tecrübe kazandırdı. Onlarca hata yaptım, yüzlerce yeni konu öğrendim. En önemlisi de kendimi tanıdım. İnanmadığım şeyleri zorla yapamadığımı anladım.

Ve şimdi yıllar sonra şarkılar ve uykusuz geceler eşliğinde, eskiden olduğu gibi heyecanla yazabiliyor olmak şahane bir duygu. Bu sefer ne istediğimi ve neden yazdığımı biliyorum. Kopuk uçurtma gibi her rüzgârın yön vermeyeceği bir duygu ve motivasyon ile yazacağız artık. Para veya okunabilmek için değil. Yıllar sonra, ben olmadığım da bile oğlumun anılarımı okuyabileceği, duygularımı ve düşüncelerimi anlayıp hissedebileceği bir yer burası, onun için yazıyorum, kendim olarak.

İsyan: Tamam yazmaya başladım, özlemişim falan ama 2000 kelimeden fazla yazmak çok akıllıca bir olay değilmiş. Normal insan günde 300 kelime yazıyor. Önümüzdeki yazılarda kısa kesmeliyim.